Bulunduğun coğrafya, içine doğduğun kültürel çevre, yaşanmışlıkların ve daha sayamayacağımız birçok etken, “kadın” olma halini şekillendiriyor.
Kimi seni “prenses” yapıyor. El üstünde tutulduğun, bir dediğinin iki edilmediği, sevgiye ve ilgiye boğulduğun bir hayat ihtimali var.
Bugün plajdaydım. Yanımda yaşlı bir çift oturuyordu. Tahminen 75 yaşın üstündeydiler, hatta rahatlıkla 80’lerinde olabilirlerdi. Öyle güzeldiler ki… Cesaret edip tanışmayı çok istedim ama birbirleriyle öyle meşguldüler ki, rahatsız etmek istemedim.
İsimlerini bilmediğim için onlara zihnimde isim verdim: Margaret ve James 😊
Margaret yüzmeyi çok seviyordu, vaktinin büyük kısmını denizde geçirdi. James ise çoğunlukla plajdaydı, güneşlenmeyi tercih etti. Sadece bir kez denize girdi ama gözleri hep Margaret’in üzerindeydi. Margaret açıldığında ayağa kalktı, onu izledi, denize yaklaştı, ara sıra seslendi. Fotoğraflarını çekti. Sonra bir ara suya girdi. Margaret de onun yanına geldi. Selfie çektiler. Birlikteyken hep gülümsüyorlardı.
Hayranlıkla izledim onları, gülümseyerek😊
Ama biliyorum ki dünya, sınırlı sayıda prenses için kontenjan ayırıyor. Herkes Margaret gibi şanslı olmayabiliyor.
Eğer kaderinde Anadolu topraklarında “Emine Ana” olmak varsa, bambaşka bir hayatta ayakta kalmaya çalışıyorsun. Sana elini uzatacak bir James olmayabiliyor. Hatta pek kıymetli sevdiceğin, İsmail, göçüp gitmiş olabiliyor bu dünyadan. Sen elini, küçük yaşta yetim kalmış evlatlarına uzatıyorsun; onları korumak, onlara güç olmak için.
“Emine Ana” derlerdi anneanneme. Hayran hayran izlerdim onu hep. Çok genç yaşta, 7 çocukla dul kalmıştı. En küçük evladı, teyzem, hâlâ kucaktaymış o zaman.
Durum böyle olunca acısını bile yaşayamadan ayağa kalkmış. Ne yapsın?
Her şeyi kendi yapan bir kadındı. Nasıl kudretli, nasıl görkemliydi anlatamam.
Gittiği yerde insanlar saygıyla ayağa kalkardı. Pazar dönüşü pazarcılar hemen bir taksi çevirirdi Emine Ana’ya.
Evde cam mı kırıldı? Ölçüsünü alır, elleri arkasında hızlı hızlı yürüyerek çarşıya giderdi. O camı kestirip sırtında taşıyarak eve döndüğünü gerçekten gördüm mü, yoksa onu zihnimde devleştirdiğim için mi öyle hayal ettim, hâlâ bilmiyorum.
Çocuk aklıyla bir kadının neden hayata tek başına göğüs gerdiğini hiç sorgulamıyor işte insan. Sadece hayrandım ona. O bir süper kahramandı gözümde.
“Ben de büyüyünce anneannem gibi olacağım” derdim kendi kendime.
Yaz tatillerini iple çekerdim. Büyük tatil planlarımız olduğundan değil, Niksar’a gidip anneannemde kalacağım için.
Dışarıdan sert görünen o kadın, çocukları yanındayken pamuk gibi olurdu.
Evin erkekleri kendine bir kadeh bir şey koyduğunda önce bir kızar gibi yapardı:
“Zıkkım için! Yine içiyorlar görüyor musun?”
Ama hemen ardından, gülümseyerek, “Bana da biraz şarap koyun bari” derdi.
Neşe içinde yenilir içilirdi Emine Ana’nın o kalabalık, ama her daim bolluk ve bereket dolu evinde.
Herkes evine dağılırdı, ben anneannemde kalırdım. Onun yanı başında uyumak huzur verirdi bana.
Sabah erkenden kalkar, mutfağa geçerdi. Beni hiç uyandırmadan her şeyi hazır eder, sonra gelip yüzümü okşayarak uyandırırdı:
“Kızım, hadi kalk. Kahvaltımız hazır. Kıpkırmızı patates kızarttım sana.”
Mükellef bir kahvaltı yapardık, baş başa.
Sanki dün gibi…
Sesi hâlâ kulağımda. Kınalı saçları, sıcacık dokunuşu hiç çıkmıyor aklımdan.
Dünya döndükçe var olacak gibi gelirdi anneannem o zamanlar…Çocukluk işte…Öyle olmuyormuş.
19 yıl önce, bugün kaybettik anneannemi.
Niksar’dan bir Emine Ana geçti…
Çok hanede emeği olduğuna eminim.
O dönem İdil’e hamileydim. Riskli bir hamilelik geçirmiş, zorlu süreçleri geride bırakmış ve nihayet doğuma hazırlanmaya başlamıştım.
Bu yüzden hemen söylememişlerdi bana. Sonradan öğrendim.
Kalbim acıdı.
Bir süredir hastaydı. Tek arzusu kimseye muhtaç olmadan, ahiretteki sevdiklerine kavuşmaktı. Öyle de oldu.
Hayatı mücadeleyle geçen Emine Ana’nın vedasını kolay kıldı Yaradan.
2 Temmuz 2006’da ayrıldı aramızdan.
Geriye güzel anılar kaldı.
Zihnimde o hâlâ bir kahraman… Süper kahraman…
Bazen düşünüyorum: “Onun kadar güçlü bir kadın tanıdım mı?”
O an yüzümde bir gülümseme beliriyor, içimi sıcacık bir özlem sarıyor.
Ve bir anlığına duruyor, düşünüyor ve sıcacık gülümsüyorum…Beni görüyor, biliyorum…
Hatırana saygıyla…

Leave a comment