BEGONVİL ZAMANI: YENİDEN NEŞEYLE, AŞKLA TUTUNMAK HAYATA

Duygularının yansımasıdır bence insan. Kalbin hangi duygulara açmışsa kendini, dışarı da o yansır.

Kimi insanın kalbi kapkara gelir bana. İçi kapkara bir dumanla dolu bir kalp…”Lost” ta siyah bir duman vardı hani, kimsenin anlayamadığı. Tam da onun gibi bir karanlık doldurmuştur içini, dışını bazı kalplerin. Asık suratlı olur öyleleri. Kaşları çatık bakarlar etrafa. Yüzleri karanlık olur kalplerindeki o dumandan ötürü. Bir tarafım üzülür hayatın güzel yanlarını göremediklerini düşündüğümden. “Gıdıklasam belki neşelenir.” Diye geçiririm aklımdan. “Ya da sarılsam ve hayatın aslında ne kadar güzel olduğunu anlatsam”…

Benim de kalbime uğramaya niyetlendiği olur elbette o kara dumanın. Bazen çöreklenir, bunaltır beni. Ama genelde neşeye yer vardır kalbimde, sevgiye, güzelliğe, her şeyden öte huzura. Çiçeğe baktığımda heyecanlanırım mesela. Yanımdan süzülerek geçen kelebeği beğenmişsem “Ne kadar güzelsin” diye seslenirim ardından. Saçma gelir kimine belki ama beni duyduğunu düşünürüm.

“Hep böyle miydim peki?” Genelde. Ama öyle bir dönem oldu ki hayatımda, aklıma geldikçe hep şükrederim bugüne…

….

Yaklaşık 11 sene önceydi. Hayatı boyunca, çiçeği, böceği hayranlıkla izleyen, onlara methiyeler düzen ben, bir gün penceremdeki begonvil benzeri pembe çiçeklere boş boş baktığımı fark ettim. Hiçbir şey hissetmeden. Kalbimde zerre his olmadığını fark etmek dehşete düşürmüştü beni.  Zor bir dönemdi benim için. Her şeyi kendi içimde çözmek zorunda olduğumu hissettiğim berbat bir dönem. O karanlık sis, sadece kalbime çöreklenmemişti. Beynim, ruhum, tüm hücrelerimi kaplamıştı. Hayata gülümsemeye bayılan ben, o çatık kaşlı, mutsuz insanlara dönüşmeye başladığımın farkında değildim. Rüzgarla birlikte dans eden pembe çiçeklerin bana seslendiğini fark edene kadar bilmiyordum dibe doğru hızla ilerlemekte olduğumu.

Kim bilir ne kadar uzun zamandır kendilerini göstermeye çabalıyorlardı o çiçekler? Onları nihayet gördüğümde yokladım kalbimi. Hiçbir şey hissetmiyordum. Begonvillerle hep aşk yaşayan Derya’nın kalbindeki sevgi, neşe yok olmuştu. Panikle banyoya koştum. Aynada uzun uzun baktım yansımama. O ben olamazdım. Çatık kaşlı, mutsuz, çaresiz o kadının Derya olduğuna inanmak bi hayli güç geldi. Sonra konuştum onunla. Elimi uzattım ona yardım etmek için, tuttu. “Buradayım. Yanındayım. Yeniden aşık hissedeceksin begonvillere, sakın merak etme.” …

Tam da dibe vurmak üzereyken, çektim onu yukarı…Biraz zaman aldı yüzeye ulaşıp, nefes alması ama yaptı. Anlamıştım yapacağını, gözlerindeki kararlılığı gördüğümde.

Derya zorlu bir sürecin ardında yüzeye nihayet çıkmıştı; ama nefesini düzenlemesi biraz zaman aldı. Çok çabaladı hayattan aldığı o eşsiz tadı tekrar bulabilmek için. Kalbini dinledi sık sık. Kaybettiği neşeyi bulana kadar her yolu denedi. Ne kadar yol katettiğini bilmiyordu; ancak çabalıyordu var gücüyle.

Bir gün bir bahçe duvarını sarıp sarmalamış olan begonvillerin yanından geçerken seslendiğini fark etti onlara “Ne kadar güzelsiniz” …

 Ağzından çıkanı duyduğunda, hemen heyecana kapılmak istemedi. Yokladı önce kalbini. Hissediyordu… Yeniden… Begonvillere baktığında onları ne çok sevdiğini fark etti. Neşe kovmuştu o kara dumanı bünyesinden. Nefis bir huzur duygusu hissetti.

Begonvillere tekrar aşık hissedebiliyorsa, Derya geri dönmüştü. İçtiği kahvenin lezzetini damağında hisseden, tenini okşayan rüzgara gülümseyerek izin veren, begonvillere yine, yeniden aşkla bakan Derya. “Hoş geldin” dedim ona. “Nerelerdeydin? Çok özledim seni” …

Kalpteki o neşe, sevgi, hayata dair duyulan aşk, huzur dışarıya da neşe saçmaya başlamıştı. Çok şükür..

O gün bugündür her begonvilde dener şansını Derya. Yoklar kalbini, ruhunu. Güzel bulur onları her seferinde, aşkla sohbet eder ve bir veda fotoğrafı çeker muhakkak ayrılmadan…

Leave a comment