Kişiliğin gelişmesi pek çok faktöre bağlı. Aile, çevre, kültür, iklim ve pek çok şey. Ailedeki her bir an öyle kıymetli ki. Size sunulan büyüme alanı belirliyor kim olduğunuzu. Aile bireyleri, size “siz” olma fırsatı verebiliyorsa eğer, dünyanın en şanslı kişilerinden olma şansını yakalamış oluyorsunuz. Bir de sevgi varsa hamur, işinin piri şeflerin elinde başlıyor şekil almaya.
Nedendir bilmem, sık sık çocukluğumdan kareler düşer oldu zihnime son zamanlarda. Küçük yerlerde, bolca sevgi ile büyüdüm. O sevginin içinde babamın yeri hep bambaşka oldu. Deniz gözleri hep sevgiyle, ışıl ışıl baktı onun bana. Dünyaya “iyi” bakmayı okyanus yürekli babamdan öğrendim ben. Eleştiriden, yargılamadan uzak kalmayı “Herkes kendi işini iyi bilir.” diyerek öğretti bana.
Araştırmayı- sorgulamayı öğrendim baba evinde. Bir sürü soru vardı zihnimde hep. Ne zaman babama sorsam, bizim için aldığı ansiklopedileri gösterirdi. “ Bilgiye o kadar kolay ulaşamazsın. Emek ister bilgi. Hepsinin cevabı orada.” der, yönlendirirdi bizi “Meydan Larousse” ların, “Gelişim Hachette” lerin olduğu raflara. Küçücüktük ansiklopedi okumayı öğrendiğimizde. O da masaya yanımıza oturur, “Okuyun bakalım, neymiş sorunuzun cevabı. Bana da öğretin.” derdi. Bize direk vermezdi hiçbir sorunun cevabını; ancak bilirdik biz elbette onda her sorunun cevabının olduğunu.
Ailece gezilere çıkardık. Ne çok yer gezdirdi, ne güzel şeyler öğretti bize canım babacığım. Sene içinde planını yapardı. “Bu sene Batı Karadeniz’i gezeceğiz.”…. Heyecanla beklerdik o günün gelmesini. O bütün yolları bilir, bizim için her şeyi düşünürdü… O benim kahraman babamdı … O hep en güçlü, en yakışıklı, en bilgili, en sevgi dolu, en muhteşem kişiydi benim için.
Bundandır sanırım, beni ODTÜ’ye yerleştirip, Sunshine’ın önünden servise bindiği gün,vedalaşırken deniz gözlerinde gördüğüm gözyaşlarının kalbime akması… 18 yaşındaydım ve ilk defa kahraman babamın ağladığına şahit oluyordum, tam da otobüse binip benden uzaklaştığı o an… Kimseyi tanımadığım o koca kampüste, koşarak yurda gittim, odama çıktım. Kimse yoktu… Babamın deniz gözlerini benden saklamaya çalıştığı o anı hatırlayıp, saatlerce ağladım. Kahramanım olmadan, ben ne yapacak, nasıl hayatta kalacaktım? Kim koruyacaktı beni? Kim çağıracaktı “Prensesim” diye gülümseyerek?
Yol arkadaşı olmanın değerini, tuttuğun o eli, hastalıkta ve sağlıkta sımsıkı tutmanın ne denli önemli olduğunu onda gördüm. Meğer gerçekmiş sadakat, filmlerde olmuyormuş sadece birlikte, el ele yaşlanmak…
Ve öğrendim, sevmeyi, paylaşmayı, can kulağıyla dinlemeyi, “iyi “bakmayı, “iyi” yi görmeyi, eleştiri dilimin ucuna geldiğinde “ herkes kendi işini iyi bilir” demeyi, araştırmayı, yaşam boyu öğrenmenin ne kadar kıymetli olduğunu, güçlü kalmayı, kendimi korumayı… Bana sen öğrettin canım babam… Ben dünyanın en şanslı evlatlarından biri olabilirim. Dilerim her evlat benim kadar şanslı olur… Kazandırdığın her değer için sonsuz teşekkür ederim… Seni okyanuslar kadar seviyorum benim deniz gözlü kahramanım…

Leave a comment