Kafka’nın Metamorfoz’unu ilk okuduğumda anlamlandıramamıştım olanı biteni. Neticede neden bir böceğe dönüşesin ki? Sonra ODTÜ ‘de çok değerli bir hocamın dersinde inceledik kitabı. Onun rehberliğinde satır aralarını anlamaya başlarken, gizli bir şifreyi çözüyor gibiydim.Kitap bittiğinde bahsi geçen dönüşümün neyi ifade ettiğini nihayet anlamıştım. En azından teoride…
Teoride öğrendiğim pek çok şeyi gerçek hayatta tecrübe etmeye başladığımda hissettiklerimi nasıl anlatmalı bilmiyorum. Elektrik şokuna girmiş gibi ayaklarımdan başıma kadar bir karıncalanma hissi, sonra nefessiz kalma, bayılacak gibi hissetme, kulaklarda uğultu ve nihayet o gerçekliğin ayrımına varma…Sanırım tam olarak böyle bir his…Önce ne yapacağını, nasıl tepki vereceğini bilememe ve öylece kalma. Ardından o gerçekle yüzleşme anı.
Pek çok an, birbirinden farklı örnekler…Zamanla alışkanlık kazanıyor insan. Daha detaylı inceliyor, daha iyi analiz eder hale geliyor ve eylem planına karar verebiliyorsun.
En zorlandığım vakalar, geçmişte güzel anılar biriktirdiğim, hayatımda önemli bir yere sahip olan insanlardaki değişim. Aklımın almadığı, yüreğimin sıkıştığı dönüşümler…
İnsan alışıyor. Her şeye…Konuşmadan sadece bakışlarınızla dahi anlaşabildiğiniz, gözünüzden nasıl hissettiğinizi anlayan, hiç bir özel anı atlamayan, sizi sürprizleriyle şaşırtırken mutlu eden biri… Dost, sevgili ya da belki yakın çevreden biri… Hayatınızda nerede olduğu önemli değil aslında. Sizin için önemli olan herhangi biri.. Hayat ona sizden daha fazla faydalanamayacağı gerçeğini gösterdiğinde nasıl olur da uzaklaşır…
Sizden fayda sağlayamadığı alanların farkına varıp, nasıl farklı alanlara yönelir? Nasıl gider öylece bırakıp? Bunu anlamakta zorlanıyorum işte…
Şu gerçeği kabul etmek ise benim için hala çok zor:
İnsanlar değişir… Kimi gelişir, bazen geriler, bazen de sadece maske değiştirirler. Özellikle güç dengeleri, çıkar ilişkileri ve rol değişimleri, kişiler arası ilişkileri doğrudan etkiler. Bazı insanlar, duygusal yakınlıklarını “pozisyon” üzerinden inşa eder. Yani güçlü, ayakları yere basan, etkili biriyle yakın olmak ister; o özellik herhangi bir sebepten hasar görmüşse, bağ zayıflar. Oldukça yüzeysel, fayda temelli bir ilişkiyi nasıl anlayamaz peki insan? Kendime bu konuda yüklendiğim çok olmuştur.
İhtiyaç temelli bir ilişki… Asla kafama yatmayan türden bir şey bu… Karşılıklı ihtiyacı bittiğinde, bırakıp giden insanları aklım da almıyor, yüreğim de kabul edemiyor.
Temelinde ne var bu davranışın bilemiyorsun elbette. Sadece izliyorsun. Başka bir sahne, farklı oyuncularla, yapıyor yine şovunu. Yine çok cici, yine ince, düşünceli ve elbette “iyi ki var”.
Her ne kadar fark ettiklerinle ilgili uyarmak istesen de birilerini, gerçekliği kabul ediyorsun ve uzaklaşıyorsun.
Maskesini gördüğün o kişi, artık başkalarının çözmesi gereken bir muammaya dönüşüyor. Senin içinse sadece bir dönüşümün hikâyesi olarak kalıyor.

Leave a comment