Sessizliğin Öğrettikleri: Ego, Bencillik ve Gözlem Üzerine

Sessizliğin Öğrettikleri: Ego, Bencillik ve Gözlem Üzerine

Az konuşur, çok dinlerim.
Hep böyle oldum.
Çok izledim, sessizliğin içinden dünyayı…

İnsan sükûnete erdiğinde fark ediyor aslında; ne çok şey oluyor etrafında, ne çok hikâye geçiyor gözünün önünden.
Daha net görüyor, daha derin anlıyor.
Ve en çok da şunu gözlemledim son yıllarda:
Ego ve bencillik hayatlarımızın merkezine yerleşmiş durumda.

Evet, hepimizde var bir nebze. Ama bazılarında öyle zehirli bir hal alıyor ki…
Yıkıyor, geçiyor, yok ediyor.

Bencilce davranışlar artık öylesine normalleşmiş ki, şaşırmak bile lüks hale geldi.
Trafikte örneğin…
Sen kurallara uyarken, biri aceleyle kornaya asılıyor arkandan. Sanki yol sadece ona aitmiş gibi…
Yol veriyorsun tüm kabalığına rağmen, sonra bir bakıyorsun: Aynı kırmızı ışıkta yan yanasınız.

Gülümsüyorsun içinden.
Ne kazandı şimdi?

Sıraya girmek istemeyenler, türlü dalaverelerle öne geçmeye çalışanlar…
Ve geçtiklerinde yüzlerinde beliren o “başardım” ifadesi…
Bir anlık öfke yükseliyor belki içinde, sonra kendine hatırlatıyorsun:
“Bu kadar dar bir bakış açısına takılmamalı.”
Ama insan bu, susmakta zorlanıyor bazen.
Doğruyu anlatma arzusu uyanıyor içinde – anlasa da anlamasa da karşındaki.Kimi zaman anlaşılmayacağını bile bile anlatıyorsun…

Ve bir de ” Hep ben, önce ben, ille de ben” diyenlervar…
Hep en sevilen, en parlayan, en çok övülen olmak isteyenler.
Sen başına gelen bir olayı anlatırken, konu dönüyor dolaşıyor, yine onlara geliyor.
Başkalarının düşünceleri, hisleri kıymetsiz sanki.
Varsa yoksa kendi hikâyeleri.
Bir şey demeye hazırlanıyorsun, ama yine söz onların geçmiş başarılarına, kendilerine duydukları hayranlığa evriliyor.

Dinlemeyen çok,
görmeyen çok,
anlamayan çok.

Ama sen hâlâ sessiz kalmayı, gözlemlemeyi, içinden geçenle yüzleşmeyi seçiyorsun.
Ve biliyorsun ki bazen bir adım geri çekilmek, her şeyden daha güçlü bir duruştur.

Az konuşur, çok dinlerim.
Hep böyle oldum.
Çok izledim, sessizliğin içinden dünyayı…

İnsan sükûnete erdiğinde fark ediyor aslında; ne çok şey oluyor etrafında, ne çok hikâye geçiyor gözünün önünden.
Daha net görüyor, daha derin anlıyor.
Ve en çok da şunu gözlemledim son yıllarda:
Ego ve bencillik hayatlarımızın merkezine yerleşmiş durumda.

Evet, hepimizde var bir nebze. Ama bazılarında öyle zehirli bir hal alıyor ki…
Yıkıyor, geçiyor, yok ediyor.

Bencilce davranışlar artık öylesine normalleşmiş ki, şaşırmak bile lüks hale geldi.
Trafikte örneğin…
Sen kurallara uyarken, biri aceleyle kornaya asılıyor arkandan. Sanki yol sadece ona aitmiş gibi…
Yol veriyorsun tüm kabalığına rağmen, sonra bir bakıyorsun: Aynı kırmızı ışıkta yan yanasınız.

Gülümsüyorsun içinden.
Ne kazandı şimdi?

Sıraya girmek istemeyenler, türlü dalaverelerle öne geçmeye çalışanlar…
Ve geçtiklerinde yüzlerinde beliren o “başardım” ifadesi…
Bir anlık öfke yükseliyor belki içinde, sonra kendine hatırlatıyorsun:
“Bu kadar dar bir bakış açısına takılmamalı.”
Ama insan bu, susmakta zorlanıyor bazen.
Doğruyu anlatma arzusu uyanıyor içinde – anlasa da anlamasa da karşındaki.

Ve bir de başka bir grup var…
Hep en sevilen, en parlayan, en çok övülen olmak isteyenler.
Sen başına gelen bir olayı anlatırken, konu dönüyor dolaşıyor, yine onlara geliyor.
Başkalarının düşünceleri, hisleri… kıymetsiz sanki.
Varsa yoksa kendi hikâyeleri.
Bir şey demeye hazırlanıyorsun, ama yine söz onların geçmiş başarılarına, kendilerine duydukları hayranlığa evriliyor.

Dinlemeyen çok,
görmeyen çok,
anlamayan çok.

Ama sen hâlâ sessiz kalmayı, gözlemlemeyi, içinden geçenle yüzleşmeyi seçiyorsun.
Ve biliyorsun ki bazen bir adım geri çekilmek, her şeyden daha güçlü bir duruştur.

Leave a comment